KKTC açıklarında batan yolcu gemisindeki kayıp kişilere ulaşmak amacıyla yürütülen arama ve çıkarma çalışmalarında, derin deniz koşullarının oluşturduğu teknik zorluklara karşı yüksek teknoloji ürünü sistemlerden yararlanılıyor.
554 metreye ulaşan derinlikte gerçekleştirilen operasyonda, yüzeydeki geminin konumu, deniz akıntıları, ROV olarak adlandırılan uzaktan kumandalı su altı araçlarının hareket kabiliyeti, yüzlerce metrelik bağlantı kablosunun durumu ve kaldırma sistemlerine binecek yükler eş zamanlı olarak hesaplanıyor.
Derinlik arttıkça insanlı dalışın teknik açıdan zorlaşması ve dalgıçların maruz kaldığı dekompresyon yükünün artması nedeniyle, bu tür operasyonlarda özel olarak tasarlanmış ROV’lar ve diğer su altı sistemleri ön plana çıkıyor.
Türkiye’den Deniz Kuvvetleri Komutanlığına bağlı Güney Deniz Saha Komutanlığı komutasındaki 9 gemi de arama çalışmalarını söz konusu koşulları dikkate alarak sürdürüyor.

ARAMA SAHASININ BELİRLENMESİNDE HASSAS HESAPLAMA
Derin deniz aramalarında yalnızca hedefin görüntülenmesi yeterli olmuyor. Hedefin bulunduğu noktanın mümkün olduğunca hassas biçimde belirlenmesi de operasyonun önemli aşamalarından birini oluşturuyor.
Bu kapsamda olayın gerçekleştiği bölge, geminin veya hedefin son bilinen konumu, batış sırasında sürüklenmiş olabileceği mesafe, deniz akıntıları, deniz tabanının yapısı ile mevcut tanık ve sensör verileri birlikte değerlendiriliyor.
Olası arama alanının belirlenmesinin ardından gemi ya da çekili sensörler, belirli aralıklarla paralel rotalarda ilerletilerek deniz tabanı sistematik şekilde taranıyor.
Batığın bulunması sonrasında ise enkazın konumu ve duruşu belirleniyor, çevresindeki parçalar ve engeller haritalanıyor. ROV’un giriş yapabileceği noktalar tespit edilerek aranılan kişi veya nesnenin görüntülenmesi sağlanıyor.

ROV’LARIN SUYA İNDİRİLMESİ BAŞLI BAŞINA TEKNİK OPERASYON
Uzaktan kumandalı su altı aracının yüzeydeki gemiden denize indirilmesi ve operasyon tamamlandığında yeniden gemiye alınması, aracın hasar görme riskinin yüksek olduğu aşamalar arasında yer alıyor.
Dalgalar ve akıntılar ROV’u gemiye doğru sürükleyebilirken, geminin hareketi de aracın gövdeye veya diğer ekipmanlara çarpmasına neden olabiliyor.
Araç derinlere indikçe bağlantı kablosunun su içerisindeki uzunluğu arttığından, akıntı ve sürüklenme kuvvetlerinin etkisi de büyüyor. Kablonun fazla gevşek bırakılması takılma riskini artırırken, aşırı gerilmesi ROV’un hareket kabiliyetini kısıtlayabiliyor.
Bu nedenle destek gemisinin konumunu ve yönünü mümkün olduğunca hassas şekilde koruması, güvenli bir ROV operasyonunun temel unsurlarından biri olarak öne çıkıyor.

554 METREDE BASINCA DAYANIKLI SİSTEMLER DEVREDE
554 metre derinlikte bulunan bir batıkta yürütülen çalışma, enkazın yerinin belirlenmesinden kayıp kişilerin tespit edilmesine ve yüzeye çıkarılmasına kadar birbirini takip eden çok sayıda teknik aşamadan oluşuyor.
Operasyonda kullanılan ROV’ların gövde, elektronik sistem, kamera, kablo, bağlantı noktaları ve manipülatörleri, söz konusu derinlikte oluşan yüksek basınca dayanacak şekilde tasarlanıyor.
Kamera, ışık ve bilgisayar gibi elektronik bileşenler ise basınçtan korunmaları amacıyla özel muhafazaların içerisinde bulunuyor.
Yüzeydeki kontrol merkezine güç, komut ve veri aktarımı sağlayan bağlantı kablosu yüzlerce metre boyunca su altında kaldığı için akıntının oluşturduğu sürükleme kuvvetine maruz kalıyor. Bu durum, ROV’un hareket kabiliyetini doğrudan etkileyebiliyor.
Ayrıca enkazdaki metal parçaları, kopmuş kablolar ve diğer engeller, hem robotun hem de bağlantı kablosunun takılması açısından risk oluşturuyor.

YÜZEYDEKİ GEMİNİN HAREKETİ DERİNLİKTEKİ OPERASYONU ETKİLİYOR
Derin deniz operasyonlarının başarısında yalnızca deniz tabanındaki koşullar değil, destek gemisinin yüzeydeki konumu da belirleyici rol oynuyor.
ROV’un yüzey gemisine yüzlerce metre uzunluğundaki kabloyla bağlı olması nedeniyle gemideki küçük hareketler dahi kablonun konumunu ve robotun hareket kabiliyetini etkileyebiliyor. Kablonun enkaza, gemi gövdesine veya diğer ekipmanlara takılması da operasyon açısından önemli riskler arasında bulunuyor.
Bu nedenle TCG Işın ve TCG Alemdar gibi gemilerde bulunan Dinamik Konumlandırma Sistemi, geminin rüzgar, dalga ve akıntıya rağmen belirlenen konumu mümkün olduğunca korumasını sağlıyor. Sistem, ROV ile gerçekleştirilen hassas su altı çalışmalarının güvenli şekilde yürütülmesine katkı sunuyor.

DERİN DENİZDEN ÇIKARMA İÇİN ÖZEL KALDIRMA SİSTEMLERİ
ROV kameraları aracılığıyla kayıp kişi, kara kutu veya başka bir hedef tespit edildiğinde operasyonun ikinci önemli aşaması olan çıkarma süreci başlıyor.
Derin denizden bir hedefin yüzeye alınmasında yalnızca güçlü bir vincin bulunması yeterli olmuyor. Derinlik arttıkça yüzlerce metre uzunluğundaki kaldırma hattının kendi ağırlığı, suyun hat üzerindeki sürükleme etkisi, yüzey gemisinin hareketleri ve hedefin deniz tabanındaki durumu dikkate alınıyor.
Bu kapsamda özel vinç sistemleri, çelik veya yüksek dayanımlı sentetik halatlar ile derin deniz kurtarma operasyonlarına uygun modüler kaldırma sistemlerinden yararlanılıyor.

ÇIKARMA İŞLEMİNDE KONTROLLÜ HAREKET ÖNEM TAŞIYOR
Hedefin bir enkaz parçası ya da teknik ekipman yerine kayıp bir kişinin naaşı olması durumunda, çıkarma işleminin mümkün olduğunca kontrollü ve zarar vermeyecek şekilde gerçekleştirilmesi gerekiyor.
Mekanik kollara sahip ROV’lar, manipülatörleri aracılığıyla hedefi kavrayıp kaldırma işleminin gerçekleştirilmesine yardımcı olabiliyor. Bu sistemlerde manipülatör kollarının yanı sıra enkaz kesme araçları, kancalar, kilitleme mekanizmaları ve özel bağlantı ekipmanları da kullanılabiliyor.
Kaldırma sırasında yalnızca hedefin ağırlığı değil, yüzlerce metre uzunluğundaki halatın su altındaki ağırlığı, hedefin deniz tabanından ayrılması için gereken kuvvet ve geminin hareketlerinden kaynaklanan dinamik yükler de hesaplanıyor.
Hedefin deniz tabanına gömülmüş olması halinde, çıkarılması için gerekli ek kuvvet de kaldırma sisteminin karşılaması gereken yükü artırabiliyor.
Bu süreçte yüzey gemisinin dalgaların etkisiyle mümkün olduğunca kontrollü hareket etmesi önem taşıyor. Kaldırma hattının gevşemesi ve ardından aniden gerilmesi, “snap load” olarak adlandırılan şok yüklerin oluşmasına yol açabildiğinden geminin hareketi, kaldırma hızı ve hat gerilimi sürekli takip ediliyor.
Derin deniz operasyonlarında rüzgar, dalga yüksekliği, akıntı ve görüş mesafesi gibi çevresel koşullar da çalışmanın yalnızca seyrini değil, operasyonun teknik açıdan güvenli şekilde devam edip edemeyeceğini belirleyen unsurlar arasında yer alıyor.

12 KİŞİ ÖLDÜ, 16 KİŞİ HALEN KAYIP
KKTC’deki Girne Limanı ile Mersin’deki Taşucu Limanı arasında sefer yapan “Filo Jet” isimli yüksek hızlı yolcu gemisi, 30 Ağustos Pazar günü öğle saatlerinde Girne’den hareket ettikten kısa süre sonra ön kısmından su almaya başlamış, Girne Limanı’na dönmeye çalıştığı sırada batmıştı.
KKTC Başbakanı Ünal Üstel, geminin batmasının ardından 12 kişinin cenazelerine ulaşıldığını ve kayıp 16 kişi için arama çalışmalarının devam ettiğini belirtmişti.
Üstel, batan geminin enkazının Girne açıklarında 554 metre derinlikte bulunduğunu bildirmişti.




Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)









