Suriye’de Esad yönetiminin devrilmesinin ardından Ahmed eş-Şara’nın liderliğindeki yeni yönetim, ülkenin toprak bütünlüğünü yeniden tesis etme çabalarını sürdürüyordu.
Aylarca süren müzakereler ve kademeli uygulamaların ardından SDG lideri Mazlum Abdi, Kamışlı’da yaptığı açıklamada askeri, güvenlik ve idari entegrasyon sürecinin tamamlandığını duyurdu.
SDG KENDİNİ FESHETTİ
Dün ise Abdi, SDG’nin feshedildiğini açıkladı.
Abdi, “Bugün Suriye Demokratik Güçleri’nin görevini sona erdiriyoruz ve bağımsız bir askeri güç olarak feshedildiğini tam sorumlulukla duyuruyoruz.” ifadelerini kullandı.
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, süreci olumlu karşılayarak Trump yönetiminin rolünü vurguladı.
YPG’NİN FESİH KARARINI DEĞERLENDİRDİ
Bu gelişmeler üzerine CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, süreci memnuniyetle karşıladığını belirtti.
Gelişmelerin sadece Suriye için değil, bölge huzur ve güvenliği açısından önemine de değinen Kemal Kılıçdaroğlu, “Demokratik ve toprak bütünlüğünü koruyan bir Suriye, hem Türkiye’nin hem de bölge halklarının çıkarınadır.” sözlerini kullandı.
“KALICI BARIŞ VE İSTİKRAR YÖNÜNDEKİ ADIMLARI MEMNUNİYETLE KARŞILIYORUM”
Kılıçdaroğlu, paylaşımında ayrıca şu sözlere yer verdi:
“Suriye’de kalıcı barış ve istikrar yolunda atılan adımları memnuniyetle karşılıyorum. SDG’nin silahlı yapılarının Suriye devletine entegrasyonu yönündeki gelişmeler, yalnızca Suriye’nin geleceği açısından değil, bölgemizin huzuru ve güvenliği açısından da büyük önem taşımaktadır.
Suriye Kürtlerinin kimliklerinin, temel hak ve özgürlüklerinin güvence altında olduğu; bütün etnik ve inanç gruplarının eşit yurttaşlık temelinde bir arada yaşayabildiği, demokratik ve toprak bütünlüğünü koruyan bir Suriye, hem Türkiye’nin hem de bölge halklarının çıkarınadır.
“TÜRKLERLE KÜRTLER ARASINDAKİ KARDEŞLİĞİN SAĞLAMLAŞMASINI DİLİYORUM”
Bu gelişmeler Türkiye açısından da önemli bir fırsat sunmaktadır.
Kürt meselesini, silahın ve çatışmanın gölgesinden tamamen çıkararak demokratik siyasetin, hukukun ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çatısı altında çözmek zorundayız.
Türkiye’de yürütülen sürecin silahların tamamen bırakılması, terörün sona ermesi, demokrasimizin güçlenmesi ve Türklerle Kürtler arasındaki tarihsel kardeşliğin daha da sağlamlaşmasıyla sonuçlanmasını yürekten diliyorum.

“ORTA DOĞU’NUN KADERİNİ BU COĞRAFYADA YAŞANLAR BELİRLEMELİDİR”
Türkiye’nin kendi iç barışını güçlendirmesi, yalnızca ülkemiz için değil, Orta Doğu’nun barış ve istikrarı açısından da çok önemli bir güvence olacaktır.
Yıllar önce bu anlayışla Ortadoğu Barış ve İş birliği Teşkilatı’nı, yani OBİT’i, önermiştim.
Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin öncülüğünde kurulacak, zaman içerisinde bölgenin diğer ülkelerini de kapsayacak bir barış ve iş birliği yapılanmasının, Orta Doğu’nun geleceği açısından tarihî bir ihtiyaç olduğunu bugün de düşünüyorum.
Çünkü Orta Doğu’nun kaderini başka ülkelerin çıkar hesapları değil, bu coğrafyada yaşayan halkların ortak iradesi belirlemelidir.
“TÜRKİYE, BÖLGESİNDE DE BARIŞIN ÖNCÜSÜ OLABİLİR”
Türkiye kendi içinde barışı, demokrasiyi ve kardeşliği güçlendirdiği ölçüde bölgesinde de barışın öncüsü olabilir.
Suriye’de kalıcı istikrarın sağlanması, Filistin’de kanın ve gözyaşının dinmesi, İran’a yönelik saldırıların sona ermesi ve bölgemizin yeni savaşların değil, diplomasinin, iş birliğinin ve ortak refahın coğrafyası haline gelmesi mümkündür.
“TÜRKLERİN, KÜRTLERİN VE ARAPLARIN ORTAK GELECEĞİ BARIŞTADIR”
Bunun yolu daha fazla çatışmadan değil, daha fazla diyalogdan, diplomasiden ve bölgesel iş birliğinden geçmektedir.
Vakit kaybetmemeliyiz. Türkiye, Orta Doğu’da savaşların tarafı değil, barışın kurucu gücü olmalıdır. Türklerin, Kürtlerin ve Arapların ortak geleceği barıştadır.
Yaşasın halkların kardeşliği!
Bijî biratiya gelan!
عاشت أخوّة الشعوب!”









